Hey, this photo is © Salih Altuntaş

Yaban – Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Ağustos 15, 2017 , , salih

1.Dünya Savaşı’nda bir kolunu kaybeden ve kalacak yeri olmayınca emir eri Mehmet Ali’nin köyüne giden Ahmet Celal’in , o günkü Anadolu insanının yaşamını ve düşüncesini açık bir şekilde anlatan güzel bir roman “yaban“.

Ahmet Celal, kolunu bu vatan için kaybettiğini düşündüğü için köye gittiğinde köylülerden ilgi bekler ama beklediği ilgiliyi göremez. Köyde de birçok engelli kişi vardır ve bu köylüler tarafından normal karşılanır. Köy demişken; yazar, köy ismi vermese de, verdiği birkaç detay ile köyün Porsuk Çayı’na ve Sivrihisar’a yakın olduğu söylüyor.

Yaban demişken, köylüler kendileri gibi olmayan, köy dışından gelen kişilere “yaban” diyor. Ahmet Celal, okumuş ve aydın diyebileceğimiz bir kesimde iken köydekiler tam tersi cahilliğe boğulmuş durumdalar. Batıl inançlar, güçlünün güçsüzü ezmesi karşısında kimsenin ses çıkartmaması, din konusunda yeterli bilgiye sahip olunmadığı için dini duyguların çok rahat kullanılması ve sayılabilecek onlarla geri kalmışlık göstergesine karşın bunları sert ve çekinmeden eleştiren Ahmet Celal, bunları dile getirmesinden dolayı da köylüler tarafından dışlanmıştır. Sık sık köylülerdeki cahilliği eleştirse de yazar, aslında bunun aydın kesimin halka nüfus edememesinden kaynaklı olduğunu da açıkça söyler. Bununla ilgili kitabın bir bölümünde hem cahil kalmış halkı hemde aydın kesimi güzel bir şekilde yerer:

“Şimdi ne görüyorum? Anadolu… Düşmana akıl öğreten müftülerin, düşmana yol gösteren köy ağalarının, her gelen gasıpla bir olup komşusunun malını talan eden kasaba eşrafının, asker kaçağını koynunda saklayan zinacı kadınların, frengiden burnu çökmüş sahte sofuların, cami avlusunda oğlan kovalayan softaların türediği yer burasıdır.

Burada, bıyıklarını makasla kırptı diye nice fikir ve ümit dolu Türk gencinin kafası taş altında ezildi. Burada, yüzü düşmana dönük, nice vatan mücahitleri savundukları kimselerin eliyle arkadan vuruldu. Burada, milli timsalin, milli bağımsızlık sembolünün yolu kaç defa kesildi ve kaç defa oturduğu şehrin etrafı isyan silahlarıyla çevrildi. Burada, ben, vatan delisi millet divanesi; burada, ben harp malûlû Ahmet Celal yapayalnızım.

Bunun nedin, Türk aydını, gene sensin! Bu viran ülke ve yoksul insan kitlesi içim ne yaptın? Yıllarca, yüzyıllarca onun kanını emdikten ve onu bir posa halinde katı toprak üstüne attıktan sonra, şimdi de gelip ondan tiksinmek hakkını kendinde buluyorsun.

Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. Bir kafası vardı, aydınlatamadın. Bir vücudu vardı, besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı! İşletemedin. Onu hayvani duyguların, cehaletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın.”

Kitapta genel olarak aydın – cahil insan çatışması anlatılsa da son bölümlerde milli mücadele ile ilgili bölümde bulunmaktadır ki burada da tabularınızı yıkmaya hazırlanın. Çünkü hep okuduğumuz ve bize anlatılanın aksine hadiseler gerçekleşiyor. Yani düşmana karşı birlik olan, kanının son damlasına kadar savaşan Anadolu insanının yerine teslim olmayı seçen ve Yunan askerinin gelişine sevinen bir kitle ile karşı karşıyayız. Ahmet Celal, insanların yanlış düşündüğünü ve yanlış hareket ettiğini söylese de köylü yine bildiğini okuyup Ahmet Celal’e karşı gelmişlerdir. Yunan askerlerinin gelişine sevinen, onların laflarına kanan köylü halkı ne yazık ki bunun ceremesini Yunan askerinin Ankara’ya kadar gidip eli boş döndüğünde, Yunan askerlerinin yaptığı zalimlikler ile çekecektir.

Günün köy koşullarını tüm çıplaklığı ile yansıtan bir kitap. Kitabı almadan önce araştırmıştım. Kimileri çok beğenmiş kimileri kötülemişti. Ben de çok beğenenler tarafındayım. Kesinlikle okumakta fayda var 🙂

Son olarak kitaptan birkaç alıntı paylaşayım:

“Zavallı köylü çocuğu! Sen, iki üvey ananın yavrususun. Biri demin seni döven anandır, öbürü de seni her gün döven, doğduğundan beri her gün döven yurdundur.”

 

“Eleme, kedere, hatta sevince bir sınır tayin etmek… Bunu, yalnız şehirlerde olur bilirdim. Meğer insan, köylerde, dağ başlarında ve mağara kovuklarında da samimi olmak, içinden geldiği gibi, içinden geldiği kadar gülüp ağlamak hürriyetine sahip değilmiş.”

 

“Kadına inanmaktansa, onu aldatmayı daha tatlı bulurum. Zira sevildiğini hisseden kadın kadar çekilmez bir şey yoktur.”

 

“İnsan, hayvanların en iğrenç olanıdır.”

 

“Yalnızlık dinmeyen bir sızıdır.”

 

Yorum bırak