Hey, this photo is © Salih Altuntaş
Balkanlar

Baştan başa Balkanlar turu

Kasım 21, 2017 , , salih

Tura katılalı baya zaman oldu ama düzenleyip blogda paylaşmam ancak bugünleri bulabildi. Tur hakkında gidilen yerleri tek tek anlatmak yerine genel görüşlerimi aktaracağım. Toplam 5 ülkeye gittik : Makedonya, Arnavutluk, Karadağ, Bosna Hersek ve Sırbistan.

Genel görüş (böyle en genişinden bir bakış)

Seyahate Jolly Tur ile gittik. Açıkçası verdikleri hizmetten pek memnun kaldığımı söyleyemem. Üsküp’e gideceğimiz uçak İstanbul’dan kalkıyordu ve sabah 5’te  Atatürk Havalimanı’nda tur görevlisi ile gezginlerin Jolly Tur kontuarında bulaşacağı belirtilmişti. Biz saatler öncesinden havalimanına vardık ve buluşma saati geldiğinde kontuara gittik. Tur görevlisi yerinde yoktu. Bir müddet sonra geldiğinde ise, elimize bir anket ve bagaj kuponunu iliştirdikten sonra bir iki mırın kırın bir şeyler deyip ortadan kayboldu. Açıkçası tur hakkında bilgi verip, kiminle görüşeceğiz ne yapacağız ne edeceğiz biraz bilgi vermesini bekliyordum ama olmadı.

Problem olarak gördüğüm diğer sorunlar ise; Ohrid ve Trebinye şehirlerindeki otel seçimi ve otobüste hiçbir ikramın olmayışıydı. Belirttiğim şehirlerde kaldığımız oteller çok kötüydü. Zaten akşam yemekleri ve kahvaltı tüm otellerde neredeyse vasattı. Bir tek Üsküp’te kaldığımız otelin kahvaltısı çok hoşuma gitti. Otobüste ikram olmayışı da ayrı bir komediydi. Çok uzun yolculuklar yaptık ve içecek konusunda baya problem çektik. En azından otobüste su ikramı olmalıydı.

Jolly Tur‘un tek iyi yaptığı iş ise rehber seçimiydi benim gözümde. Tur rehberimiz Bosna Hersekli Edin Bey idi. Türkiye’ye gelip Türkçe öğrenmiş ve uzun yıllardır rehberlik yapıyormuş. Rehberliği, anlatım biçimi ve bilgisi yerli yerindeydi. Özellikle görmüş olduğu Bosna Şavaşı’nı anlatırken sanki o anları yaşıyormuş gibi hissettim. Yolcularla ilgili iletişimi de iyiydi. Böyle bir rehber olsun dünya turuna gözü kapalı çıkılabilir 🙂

Gelelim seyahat ile ilgili genel görüşlerime. Nisan ayının son haftasında tura katıldık. Gittiğimiz yer Balkanlar olunca ve mevsimlerden bahar olunca güneşi pek göremedik. 7 günlük seyahatin çoğunluğunda hafif yağmurlu ve kapalı hava hakimdi. Ayrıca bu aylarda genelde turlara yaşlı insanlar geliyormuş ama biz bunu bilmiyorduk 🙂 Ekip yaşlı olunca otobüse inmek binmek, serbest geziş zamanının dönüşünde buluşmak ve molalardan sonra toparlanmak baya vakit aldı. Okulların tatil olduğu dönemlerde gitmek sanırım daha iyi olur. Dinamik ekip olursa gezmekte keyif verir diye düşünüyorum. Son olarak otellerde nedendir bilmem terlik yok. Bundan dolayı bir hijyen kaygısı oluşuyor. Giderken yanınızda terlik bulundurmakta fayda var.

Makedonya (Üsküp, Bitola, Ohrid)

İlk durağımız Makedonya’nın başkenti Üsküp (Skopje) oldu. Uykusuz geçen gecenin ardından birde vardığımız şehirde kapalı ve zaman zaman yağmurlu hava ile karşılaşınca, açıkçası akşam olsa da otele gitsek diye düşündüm. Akşamı ettik ama nasıl ettik hatırlamıyorum.

Üsküp’teki başlangıcımızı ise Makedonya Meydanı’ndan yaptık. Meydan, Vardar Nehri’nin yanında bulunuyor ve kültür-sanat, yeme-içme, ulaşım gibi faaliyetlerin kesişme noktası oluyor.  Meydanda, Büyük İskender başta olmak üzere, Makedonya tarihindeki önemli kişilerin heykelleri bulunuyor. Ayrıca çarşı ve Rahibe Teresa Kilise‘si meydana yürüme mesafesinde. Unutmadan, Üsküp’te dolaşırken pek yabancılık çekmedim. Çok fazla Türkçe konuşan yerel insan vardı ve Türk turist vardı. Türk firmaları da baya fazlaydı. Harcama yapma konusunda ise sıkıntı yapmaya gerek yok,  döviz bürosundan Türk Lirası ile Makedon Dinarı çevrimi yapılabiliyor. Yani buraya gelirken yanınızda Euro bulundurmaya gerek yok. Kendinizi Türkiye’de gibi hissediyorsunuz. Çok fazla detaya girmeden çektiğim birkaç fotoğraf ile Üsküp’e veda ediyorum.

Bitola (Manastır)

Bitola şehri ,Makedonya ile Yunanistan arasındaki sınıra yakın bir yerde bulunuyor. Küçük bir şehir. Şehrin en canlı olduğu yer, konsoloslukların olduğu cadde. Biz gittiğimizde birçok yer resmi tatil nedeniyle kapalıydı. Bu şehirde de Türk markalarına ve dükkanlarına rastlamak mümkün. İyi kötü Türkçe bilenler var. İletişim yönünden bir sıkıntı yaşanmaz.

Şehrin bizi ilgilendiren noktası ise, Atatürk‘ün bir zamanlar askeri eğitim almış olduğu ve şimdi müze olarak kullanılan Manastır Askeri İdadisi. Müzenin bir kısmı Atatürk Anı Odası olarak ayrılmış. Modern bir müze olmasa da gidilebilir. Fotoğraflar, sıra ile; Atatürk Anı Odası, Müze ve Bitola sokakları.

Ohrid

Makedonya’da son durağımız Ohrid oldu. Ohrid Gölü‘nün kenarında kurulu olan bu küçük şehir, yeşilliği ve bize tanıdık gelen mimarisi ile Makedonya’da en sevdiğim yer oldu. Şehir, 500 yıl Osmanlı egemenliğinde kalmış. Zaten mimarisi bu konuda bize baya yardımcı oluyor. Birde bunların üstüne çok fazla Türk turist ile karşılaşınca sanki Safranbolu‘da geziyormuşum geldi :)Yemek konusunda da pek sıkıntı yaşanmayacak yerlerden biri. Türk yemekleri yapan lokantalar mevcut. Gerçi hiçbiri Türkiye’de yapılan yemeklerin lezzetini yakalayamıyor ama gurbet ellerde ancak bu kadar oluyor. Birde buranın inci takıları meşhur. Yalnız fiyatları çok değişken ve pazarlık yapılarak fiyatta indirime gidilebiliyor. Her ne kadar incik boncuk işlerinden anlamasam da bana pek kaliteli gelmedi ve aynı takının fiyatları arasında çok oynak olması güven vermedi.

Ohrid’in eski bir şehir olması tarihi eser açısından da zengin olmasını sağlıyor. Şehir merkezinde ve dışında birçok tarihi eser var. Şehir merkezine yaklaşık 30 km uzaklıkta olan Saint Naum Kilisesi’de bunlardan bir tanesi. (Aşağıdaki galeride bulunan son 4 fotoğraf bu kilise ve çevresi ile ilgili.) Kilise, göl kenarında bulunuyor ve çevresi çok güzel. Hem gölü hemde çevreyi temiz tutmayı başarmışlar.

 

 

Arnavutluk

Karadağ’a giderken Arnavutluk’tan geçiliyordu. Bu yüzden Arnavutluk’a sanki; ülke var dediler geldik ya da bi’ bakıp çıkalım minvalinde bir uğrama oldu. Başkent Tiran’da yaklaşık 2 saat mola verdik. Açıkçası pek gezip görülecek yerler yoktu. Varsa da biz görmedik. Mecburiyetten uğradığımız bir yer oldu yani. Bahsedecek pek fazla bir şey yok. Ama gelmişken Arnavutluk‘un meşhur tatlısı tiriliçe yenebilir. (son fotoğraf İşkodra’dan)

 

Karadağ (Budva, Kotor)

Karadağ‘da ilk durağımız Budva oldu. Adriyatik Denizi’ne sahili bulunan bu küçük şehir; tarihi geçmişi, yeşilliği ve adalarıyla akıllarda yer ediniyor. Yeşillik ve adalar demişken, bu vatandaşlarda bizim gibi yeşilin kıymetini bilmiyorlar, sağı solu talan edip betonları dikmeye başlamışlar. Ayrıca adanın bir tanesini de satmışlar. Ne diyelim Allah akıl fikir versin. Neyse efenim dönelim asıl konumuza; şehrin içinde Old Town adını verdikleri kale içinde bir yerleşim alanı var. Burada daracık sokakların içinde evler ve dükkanlar bulunuyor. Kullandıkları para birimi ise Euro. Şehrin gece hayatı da baya meşhurmuş, bunu da dipnot olarak belirteyim.

Kotor

Budva gibi Adriyatik Denizi’ne kıyısı olan, dağın yamacında, yeşilin ve denizin birbirine karıştığı güzel bir şehir. Budva’da bulunan Old Town’un büyük hali burada diyebilirim. Gerçi Budva için küçük Kotor diyorlarmış ama neyse. Burada bulunan kale, eskiden yaşam ve ticaret merkeziymiş. Kale girişinde bulunan meydan ise ticaretin döndüğü yermiş. Kale içi büyük ve çok güzel bir yer. Henüz sezon açılmamış olmasına rağmen çok kalabalık ve hareketliydi. Şöyle sessiz sakin bir yer olsa yaşamak isterdim. Beğendiğim lokasyonlardan bir tanesi de Kotor oldu.

Bosna-Hersek

Bosna-Hersek kısmına ülkenin başkenti Saraybosna’dan başlayalım. Ama önce şöyle kısa birkaç dipnot ile Bosna geçmişine göz atalım, özellikle son zamanlarına. Yugoslayva‘nın dağıldığı doksanlı yıllarda, savaşın en sert ve en acımasız tarafı Bosna topraklarında yaşanmış. Tüm dünyanın gözü önünde Sırplar ve Hırvatlar katliam yapmış. Bize rehberlik eden kişide Bosnalı’ydı ve savaşa bizzat tanıklık etmiş. Anlattığı şeyler çok etkileyiciydi. Savaş ile ilgili de güzel bir tanımlaması vardı ve hala aklımda yer edinir: “Savaşı kim ister ve kim göze alır? Eşi, çoluğu, çocuğu, kardeşi, düşmanları tarafından gözünün önünde öldürülürken ve tecavüz edilirken buna ses çıkaramayacak ve bunu sindirebilecek kişi savaşı ister. Evinde rahat rahat yaşamak varken sokak köpeği gibi aç ve korku içinde yaşamayı göze alan insan savaşı ister.” demişti. (Bu sözünden sonra otobüste hep beraber alkışlamıştık) Düşündüğümüz zaman, savaşlar tamamen bundan ibaret. Savaş demişken, hala bazı evlerde kurşun izleri var ama genel olarak savaşın izleri silinmiş. Yine hazır savaş demişken; Saraybosna‘da bulunan Latin Köprüsü‘nde Avusturya-Macaristan arşidükü Ferdinand öldürülmüş ve 1. Dünya Savaşı‘nın başlamasında önemli sebeplerden bir tanesi olmuş.

Ülkenin ve Saraybosna’nın şimdiki haline bakacak olursak, Müslümanlar ve Hristiyanlar büyük bir çoğunluğu oluşturuyor. Bunu şehirde bulunan cami ve kilise sayılarından da görebiliyoruz. Siyasi yönetimi ise karma karışık. Ülkenin en büyük 3 ırkından; Boşnaklardan, Sırplardan ve Hırvatlardan birer kişi olmak üzere, ülkeyi 3 cumhurbaşkanı yönetiyor. Detaylarına en iyisi hiç girmeyelim çünkü içinden çıkamayız 🙂 Merak edenler araştırabilir ve kafasını karıştırabilir. Kullanılan para birimi ise Konvertibl Mark. Ben gittiğimde 1 KM, 2 TL’den biraz fazlaydı. Eminim paramız daha da değer kaybetmiştir. Her neyse, bu kadar bilgi yeter de artar bile. Gelelim birkaç Saraybosna fotoğrafına.

Mostar

Sadece Bosna-Hersek deyince değil, Balkanlar deyince de aklıma ilk gelen ve o meşhur köprüsü ile kafamda beliren yer:  Mostar. Şehir uzunca süre Osmanlı egemenliğinde kalmış. Şehrin sembolü olan ve Neretva Nehri‘nin üzerinde kurulu olan Mostar Köprüsü ise 1556 yılında Mimar Sinan‘ın öğrencisi olan Mimar Hayreddin tarafından yapılmış. Uzunca bir süre yerel halkı birbirine bağlayan bu köprü, Bosna’daki savaştan da nasibini almış. Hırvat tanklarının saldırısı sonucu köprü kullanılmaz hale gelmiş. Daha sonra restorasyon çalışmaları yapılmış ve 2004 yılından itibaren köprü tekrar kullanıma açılmış. Emeği geçen herkese çokça teşekkürlerimi de sunayım.

Fotoğraflar arasında, son fotoğrafta köprü üstünde yarı çıplak bir vatandaş gözünüze çarpacaktır. Bu vatandaş para karşılığında köprü üstünden nehre atlıyor. Her ne kadar vatandaş bu işi para karşılığında yapsa da, vakti zamanında evlenecek erkeklerin, evlenmeden önce bu köprüden atlanması istenirmiş. Köprüden atlayan erkeklerin cesaretli olduğu ve bu yüzden evi çekip kollayabilecek seviyede olduğuna inanırlarmış. Ben şahsen atlamazdım. Alın kızınızı başınıza çalın der, sonra da Demet Akalın’ın giderli şarkılarını dinlerdim 🙂

Sırbistan (Belgrad)

Sırbistan‘da sadece başkent Belgrad‘da gezildi. Zaten Sırbistan’ın en büyük ve gezilip görülecek şehri de burasıymış. Şehrin kısa bir geçmişine bakarsak, uzun bir süre Osmanlı toprağı olarak kalmış. 1900’lü yıllarda Yugoslayva egemenliğinde kalmış ve Yugoslavya’ya başkentlik yapmış. 1990’lı yıllarda Yugoslayva dağıldıktan sonra Sırplar bağımsızlığını ilan etmiş ve o günden sonra Sırbistan’a başkentlik yapmaya başlamış. Şehrin çok eski geçmişi olmasına rağmen, çok fazla kuşatılması ve 4-5 defa komple yıkılıp yeniden yapılmasından dolayı Belgrad Kalesi dışında pek fazla eski tarihi eseri yok.

Kullanılan para birim Sırp Dinarı. 1 TL yaklaşık olarak 30 Sırp Dinarı’ydı ben gittiğimde. Genel olarak fiyatların ucuz olduğunu söyleyebilirim. Zaten şehir, ucuz ve hareketli gece hayatı ile meşhur. Bizim gece hayatıyla ilgimiz olmadığı için gecelere akmadık ama şu an gecelere akmadığıma baya pişmanım 🙂 Ah, ah….

Son olarak, biz gittiğimizde acayip bir yağmur vardı. Çok fazla ıslandık. Gezerken şemsiye bulundurmakta fayda var. Az kalsın unutuyordum. Nikola Tesla‘nın doğduğu şehirde burası. Nikola Tesla için bir tane müze yapmışlar fakat elinizi kolunuzu sallayarak istediğiniz saatte giremiyorsunuz. Belirli saatlerde yabancı turistlere giriş izni vermişler. Bizim saat buna uymadığı için müzeye giremedik. Bu büyük insan için yapılmış müzeyi görememek de kötü oldu.

 

Son, son, son(!)

Yazıyı hazırlamak gezmekten daha çok yordu desem yeridir. Çok büyük beklentiler olmadığı taktirde Balkan gezisinden beklenen karşılık alınabilir. Çok güzel yerlerde vardı, gitmesek de olurmuş dediğimiz yerlerde oldu. Tüm gittiğimiz yerleri buraya aktarmasam da, elimden geldiğince önemli yerlere ait birkaç şey paylaştım. Bir başka gezide görüşmek dileğiyle….

 

Yorum bırak